Menu
A+ A A-

Deprecated: Non-static method JApplicationSite::getMenu() should not be called statically, assuming $this from incompatible context in /home/u7326634/okubakim.com/templates/gk_news/lib/framework/helper.layout.php on line 181

Deprecated: Non-static method JApplicationCms::getMenu() should not be called statically, assuming $this from incompatible context in /home/u7326634/okubakim.com/libraries/cms/application/site.php on line 272

Marx ve Frenhofermarx

marx 9.jpgKarl Marx Küresel kriz nedeniyle yine dünyanın gündemine taşındı.

Bırakınız dünyaca ünlü ekonomistleri, Türkiye’de bazı muhafazakár isimler bile Marx’ın haklılığını öven yazılar kaleme almaya başladılar.

Görünen o ki önümüzdeki dönem Marx yeniden okunup tartışılacak. İlginçtir Marx, Kapital’i yazdığında sanki bu durumu önceden tespit etmişti! Dava arkadaşı F. Engels’e gönderdiği mektupta kendisini bir hikáye kahramanına benzettiğini yazdı. Marx, hangi ünlü yazarın, hangi eserinin kahramanıyla özdeşleşmişti? Neden kendini ona benzetmişti? Gelin 1867 yılının 16 Ağustos gününe gidelim...

TARİH 16 Ağustos 1867, Londra.

Saat 02.00.

Karl Marx geceleri çalışıyordu hep.

Sadece araştırma yapıp kitap yazmıyordu; 1864’te kurulan "Enternasyonal İşçi Birliği"nin faaliyetleri de zamanını alıyordu. Bu nedenle yazmaya ancak geceleri fırsat buluyordu.

Uzun dönemdir üzerinde çalıştığı yapıtını yeni bitirmişti. Heyecanla, 25 yıldır her fırsatta yanında olan, maddi-manevi katkılarda bulunan dava arkadaşı Friedrich Engels’e mektup yazdı:

"Sevgili Fred...

Kitabımın adını ’Kapital: Politik Ekonominin Eleştirisi’ koydum..."

Dört yıldır üzerinde çalıştığı ve yılbaşından beri temize çektiği Kapital’in birinci cildine son noktayı az önce koymuştu:

"Böylece bu bölüm bitmiş oluyor. Bunun olabilmesi senin sayendedir. Benim için yaptığın fedakárlıklar olmasaydı, bu korkunç işi yapamazdım."

Hastaydı; karaciğerinden rahatsızdı. Bazen iki ay yataktan çıkmadığı oluyordu.

Ama çalışmayı bırakmıyordu.

Çok titizdi; her kitaba ulaşmak, okumak, üzerinde çalışmak istiyordu. Bazen kütüphanelerde bulamadığı kaynaklar için Engels’ten yardım istiyordu:

Engels araştırıp Marx’ın istediği eserleri mutlaka buluyordu: Bu bazen James Edwin Th. Rogers’in "İngiltere’de Tarımın ve Fiyatlarının Tarihi" ya da John Watts’ın, "Sendikalar, Grevler, Makineler,Kooperatif Toplulukları" gibi kitaplar oluyor; kimi zaman da İngiltere parlamento tutanakları ya da İngiliz sanayiinde kadınların ve çocukların durumlarıyla ilgili raporlar olabiliyordu.

Evet, aslında 20 yılı aşkın süredir üzerinde çalıştığı, para-sermaye ilişkisi, emeğin sermayeye bağlılığı, malların dolaşımı, işbölümü, makinelerin kullanımı gibi politik-ekonominin eleştirisini ele aldığı yorucu çalışmasını bitirmişti sonunda.

Sağlığını, ailesini, mutluluğunu feda ettiği; uğruna yoksulluk çekip paltosunu, saatini tefeciye verdiği kitabı çıkıyordu işte.

Ama Karl Marx’ın kafasında bir korku vardı...

Balzac’a hayrandı

Karl Marx, Fransız yazar Honore de Balzac’a hayrandı. Onun kentsoylu düzene yukarıdan bakan, para-zevk ve iktidarın temel amaca dönüştüğü bir dünyayı anlatan eserlerini çok beğeniyor, "İşte gerçekçi yazar" diyordu.

Balzac, 1845 yılında "Gizli Başyapıt" adlı eserini çıkardı. (Bu eser Türkçe’ye tam 100 yıl sonra 1945’te "Bilinmeyen Şaheser" adıyla Nahit Sırrı Örik tarafından çevrildi.)

"Gizli Başyapıt" yazıldığı dönemden başlayarak özellikle sanat dünyasını çok ilgilendirdi. Cezanne, Picasso gibi büyük ressamları derinden etkiledi; üzerinde sanat tarihçileri tarafından çalışmalar yapılan bir yapıt oldu.

Balzac’ın eserinin kahramanı Frenhofer, ressamdı.

Tuvalinde yaratmaya çalıştığı eserinin kusursuz olmasını istiyor; onunla tutkuyla bir aşk ilişkisi yaşıyordu sanki. 10 yıldır atölyesine kapanmış, çileli bir hayatla arayış içindeydi. Resimlerine bağlıydı, sergilemek bile istemiyordu.

Ama bir gün gizli başyapıtını, resimlerine hayran genç bir ressam ile sanatsal bilgilerine güvendiği bir başka ressama gösterdi.

İkilinin resmi hakkında söyledikleri Frenhofer’i çıldırttı. Her iki ressam da uzun uzun tuvale bakıp hiçbir şey anlamadıklarını itiraf etmişlerdi.

Ressam Frenhofer kızgındı; hayal kırıklığına uğramıştı. Anlaşılamamıştı işte.

O gece geçirdiği büyük bunalım sonucu intihar etti.

Ve Balzac hikáyesini böylece bitirdi.

Aslında ressam Frenhofer’in yaratımı, "soyut resim" idi; bu nedenle hem de meslektaşları tarafından bile anlaşılamamıştı!

Araya girip bir not aktarmalıyım: Balzac’ın "Gizli Başyapıt"ı yazdığı 1845’te "soyut resim" nedir bilinmiyordu!

İşte "Gizli Başyapıt"ı sanat tarihi açısından önemli kılan da bu özelliğiydi aslında!

Peki, Balzac bunu nasıl keşfetmişti, bilinmiyor. Eserini yazarken resim teknikleri konusunda bilgi aldığı ressam G. Boulanger idi ve onun da "soyut resim" ile ilgisi filan yoktu.

Bu arada ekleyeyim Boulanger, bizim Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyid, Osman Hamdi gibi ressamlarımızın da Paris’te hocalığını yapmıştır. Neyse, yok "soyut resim" yok bizim ressamlar diyerek kafanızı karıştırmayalım.

Gelelim Karl Marx’ın, çağının çok ötesinde olan ressam Frenhofer’den nasıl etkilendiğine...

Marx’ın kafasındaki korku

Karl Marx, gerek gündelik gerekse yazı çalışmalarından yorulduğunda evindeki sedire uzanıp beğendiği, hep keyif aldığı Cervantes, Shakespeare gibi ustaların ölümsüz eserlerini okurdu.

Yaşamı boyunca edebi yapıtlarla hep yakından ilgilendi, sürekli okudu.

"Gizli Başyapıt" yazıldığı dönemde Karl Marx’ı da şaşırttı, düşündürdü, heyecanlandırdı.

Balzac’ın bilgece, içten, ironik bu eserini büyülenmiş gibi elinden düşürmeden bir çırpıda okudu. Ve dáhi ressam Frenhofer’ın karmaşık ve sürekli arayış içinde olan ruhuyla kendisi arasında benzerlikler buldu.

Marx da yıllardır kütüphanelere, müzelere, kitaplığına kapanarak Kapital’i kaleme almıştı. Yorulmadan yazılarına eklemeler, çıkarmalar yaparak sürekli değişiklikler yapmıştı.

Yazdıklarının düşüncelerini tam olarak ifade edip etmediğinden emin olamıyor, tekrar tekrar çalışıyordu.

Örneğin: İngiliz çalışma mevzuatına ilişkin yirmi sayfa yazmak için, İngiliz ve İskoç tahkikat komisyonları ve fabrika müfettişlerinin raporlarını bile günlerce arayıp bulmuş ve okumuştu.

Sonuçta çileli, yorucu çalışması sonucu yıllardır çalıştığı kitabı çıkıyordu.

Dáhi ressam Frenhofer gibi devrimci bir arayış içinde olan Marx, yeni sözler söylüyordu; bunlar anlaşılacak mıydı?

Kapitalizmdeki egemen üretim ilişkisini, ücretli emeğin sermaye tarafından sömürülmesini, sermayenin dolaşımını, sermaye-kár ilişkisini vb. insanlar doğru anlayabilecekler miydi?

İçinde kuşku vardı; anlaşılamama kuşkusu. Tıpkı çağdaşları; Goethe, Schiller, Beethoven, Stendal, Gogol, Puşkin, Goya vd. olduğu gibi...

’Balzac’ı okumalısın

Karl Marx, Engels’le her sırrını, duygusunu paylaşıyordu.

Mektubunda Balzac’ın "Gizli Başyapıt" kitabını mutlaka okumasını önerdi.

Çünkü ruh halini ressam Frenhofer’e benzetiyordu!

Frenhofer ile yaşamında benzerlikler olsa da Marx bilim adamıydı ve bu nedenle daha gerçekçiydi.

Marx, Engels’e yazdığı mektupta şöyle diyordu:

"Zavallı ressam. Mükemmelliği ararken, kendi sanatını öldürdü. İnsan gerektiği yerde durmasını ve noktayı koymasını bilmeli, değil mi? Mükemmel, iyinin düşmanıdır. Balzac’ın, yaptıklarıyla hiçbir zaman yetinmeyen kahramanının ruhunu anlıyorum ben."

Engels, "Gizli Başyapıt"ı okudu mu; üzerinde bir daha konuştular mı bilinmiyor. "Seçme Yazılar" adlı eserde bu konuyla ilgili sadece Marx’ın mektubu var.

Ama Marx’ın Kapital’i bitirdiğinde başta Engels olmak üzere yakın dostlarına okuttuğu bilgisi var.

Genç ressam Porbus, ustası Frenhofer’in tablosundan hiçbir şey anlamamıştı. Oysa Engels, ustası Marx’ın yazdığından çok etkilendi.

Frenhofer’in başına gelen Marx’ın başına gelmedi.

Ancak Marx bilim adamıydı; akademik formasyonu vardı; doçentti. Bu nedenle felsefi ve ekonomik terimleri sık kullanan Marx’ın dili ağırdı; düşünceleri insanlara karmaşık geldi ve bu nedenle Kapital zor okundu. Diğer yandan Kapital, içerik, ansiklopedik zenginlik, bütünlük, mantık ve vuruculuk bakımından övgüyü hak etmişti.

Gerçekçi Marx ile öykü kahramanı Frenhofer’in yazgısı ayrıydı artık.

Bismarck’ın teklifi

Kapital’inin ilk cildi 14 Eylül 1867’de Almanya’da çıktı.

Marx, kuşkusuz Kapital ile dünya devrimini amaçladı.

Ama o da insandı; babaydı; telif haklarının mali sorunlarını çözmek, eski borçlarını ödemek ve eve bir şeyler almak için kendisine faydası dokunacağını sanıyordu. Ama eline geçen o kadar azdı ki kendisinin de alayla belirttiği gibi kitabı yazarken içtiği tütün parasını karşılamaya bile yetmiyordu!

Bugün dünyada hálá, İncil’den sonra en çok satan kitap olarak gösterilen Kapital, ilk baskısında 1000 adet basılmıştı. Ve ilk baskısı dört yılda bitti.

Marx’ın, "Proletaryanın öncü savaşçısı, cesur, dürüst, mert, unutulmaz dostum Wilhelm Wolff’a" diyerek adadığı Kapital’i medya görmezlikten geldi. Hakkında uzun süre hiçbir yazı çıkmadı.

Kapital, Almanya, İngiltere, Fransa yerine bir başka ülkede çok fazla ilgiyle karşılandı: Rusya!

Lenin’in 1917’de Rusya Devrimi, Marx’ın çalışmalarının dünya çapında duyulmasına, okunmasına ve tartışılmasına neden oldu. Ve 20. yüzyıldaki her toplumsal değişim Marx’ın etkisini taşıdı.

Bu arada ileride Almanya’yı birleştirecek olan "demir yumruk" Lauenburg Dükü Otto Von Bismarck,Marx’a haber gönderdi; büyük yeteneklerini Alman halkı yararına kullanmasını istedi.

Marx kendisine zenginlik, itibar ve en önemlisi anayurduna dönmesini sağlayacak teklifi reddetti; yerinin proletaryanın yanı olduğunu söyledi.

Bu şekilde zenginleşmeyi reddeden Marx, gazetelere yazdığı yazılar ve Engels gibi dostlarının yardımlarıyla geçindiriyordu ailesini.

Mektubunda Engels’e şöyle diyordu:

"Gönderdiğin 15 sterlini aldım, çok teşekkür ederim benim sevgili, dürüst dostum..."

Marx, zamanının ve enerjisinin büyük bölümünü sosyalist I. Enternasyonal’e ayırdığı için Kapital’in ikinci ve üçüncü ciltlerini yetiştirmeye ömrü yetmedi.

1883’te 65 yaşında vefat etti; iki cildi Marx’ın notlarından Engels tamamlayıp yayınladı.

Aradan yıllar geçti...

Küresel kriz bugün dünya piyasalarını kasıp kavuruyor. Karl Marx şimdi tekrar revaçta. İnsan soramadan edemiyor; Marx’ın aslında yazgısı, geleceğin sanatını yapan Frenhofer’e benzemiyor mu?

Devrimcileri, eserlerini anlayabilmek için zaman gerekiyor belki de, kim bilir...

DÜZELTME Geçtiğimiz hafta Medici Ailesi’ni anlattığım yazının görsellerinde oluşan bir hata sonucu Davud Heykeli, Michelangelo yerine Donatello’nun eseri olarak yazılmıştır. Düzeltir, özür dilerim.

Cezanne’dan Picasso’ya kendini Frenhofer’le özdeşleştiren ressamlar

BALZAC’ın "Gizli Başyapıt" eserinin kahramanı Frenhofer’le kendini sadece Karl Marx özdeşleştirmedi.

Kusursuz bir yaratıyı arayan ressam Frenhofer, birçok ünlü sanatçıyı da etkiledi.

Bunların başında modern sanatın öncüsü kabul edilen; empresyonizmle kübizm arasında köprü kurmuş olan ressam Paul Cezanne (1839-1906) geliyordu. O da Frenhofer gibi yaratma sürecine tutkuyla bağlı bir çile adamıydı.

Yanında "çıraklık" yapmış Emile Bernard, "Cezanne Üzerine Anılar" kitabında bir hatırasını şöyle anlatıyordu:

"Bir akşam ona Balzac’ın Gizli Başyapıt’ından ve hikáyesinin kahramanı Frenhofer’den söz açtım; masadan kalktı, gelip önüme dikildi ve işaret parmağını göğsüne bastırarak -ağzından tek sözcük çıkmadan ve bu hareketi art arda yineleyerek- öyküdeki kişinin kendisi olduğunu belirtti. Öyle heyecanlanmıştı ki, gözleri yaşlarla dolmuştu."

Cezanne kara kalem taslaklarında "Gizli Başyapıt"ın sahnelerini resmetti. Bunlardan biri; Frenhofer’in tablosunu gösterdiği, diğeri de resmi yaptığı sahneydi. Bunlar İsviçre Basel Kunstmuseum’da sergilenmektedir.

Balzac’ın "Gizli Başyapıt"ına tutkuyla bağlı, kahramanı Frenhofer’le kendini özdeşleştiren bir diğer dünyaca ünlü ressam ise Pablo Picasso (1881-1973) idi.

Balzac’ın eserinden o kadar etkilenmişti ki, öyküdeki olayın geçtiği Paris’teki Biere de Bretteville konağını kiralayıp, 1936-1955 yılları arasında burada yaşadı.

("Gizli Başyapıt"ı günümüz Türkçesine çeviren ve ne yazık ki kitap çıkmadan kısa bir süre önce vefat eden mimar Samih Rıfat, araştırdığı kaynaklarda Frenhofer’in bu konukta oturduğuna dair bilgi bulamadığını yazıyor kitabın önsözünde.)

Cezanne gibi Picasso da, dáhi ressam Frenhofer’in öyküsünü kara kalemle resimleyerek ölümsüzleştirdi. Sanat kitapları yayımcısı Ambroise Vollard’ın yayınladığı "Gizli Başyapıt" baskısını Picasso resimledi. Çok az sayıda basılan bu eser bugün koleksiyonerler için önemli bir parçadır.

Frenhofer sadece ressamları etkilemedi.

Michel Leiris, Hubert Damisch, Michel Serres, Georges Didi-Huberman gibi yazarlar da ressam Frenhofer ile ilgilendiler; denemeler kaleme aldılar.

Bizim yazarlarımız da ilgisiz kalmadı Balzac’ın edebi kahramanı Frenhofer’e. 1997 yılında Enis Batur, "Frenhofer Olmak" adlı kitabını çıkardı.

Amerikalı sanat tarihçisi Dore Ashton, bu ilgiyi "Gizli Başyapıt" mitosu üzerine kapsamlı bir incelemeyle kaleme aldı.

"Gizli Başyapıt"a sinema da ilgisiz kalamadı. Fransız yönetmen Jacques Rivette, Balzac’ın eserini günümüze uyarlayarak çekti. Film 1991 yılında Cannes’da ödül aldı.

Siyaset bilimciler, ressamlar, yazarlar, yönetmenler Frenhofer’i ne kadar kendileriyle özdeşleştirseler de, Frenhofer aslında Balzac’ın ta kendisi değil miydi?

Yaşadığı dönemde anlaşılamayan ressam Frenhofer karakterini yaratan Balzac, bugün Paris’te Pere Lachaise Mezarlığı’nda yatıyor; biraz ilerisinde bizden iki "Frenhofer" uyumaktadır: Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney!..

Soner Yalçın
Devamını oku...