Menu
A+ A A-

Deprecated: Non-static method JApplicationSite::getMenu() should not be called statically, assuming $this from incompatible context in /home/u7326634/okubakim.com/templates/gk_news/lib/framework/helper.layout.php on line 181

Deprecated: Non-static method JApplicationCms::getMenu() should not be called statically, assuming $this from incompatible context in /home/u7326634/okubakim.com/libraries/cms/application/site.php on line 272

Başbakan ve Doğan yine karşı karşıya

dogan_hodri_meydan.jpg
Herkesin beklediği o açıklama
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, işadamı Aydın Doğan'la söz düellosunu, partisinin Beyoğlu İlçe Teşkilatı'nın 3'ncü olağan kongresinde de sürdürdü. Geçen hafta Aydın Doğan'a bir hafta süre veren Başbakan Erdoğan, kongrede yaptığı konuşmada, Aydın Doğan'ın kendisine bir mektup göndererek "işadamı ve yayıncı olmak üzere iki şapkasının" olduğunu belirterek talep ve beklentilerini sıraladığını açıkladı. Erdoğan, Doğan'a "işadamı ve yayıncı şapkanı karıştırma, imtiyaz bekleme" diye seslendi. Erdoğan, konuşmasında Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'e bugünkü köşe yazısı nedeniyle, "biz gidici olduğumuzu biliyoruz, sen kendi durumunu düşün. Çok geç kaldın, günaydın. Başbakan olunca bunu hatırlatamadık çok daha önceden hatırladık. Sen geç kalmışın. Yerin altındaki deneyleri mi bekleyeceksin. Geç de olsa uyandın, hayırlı olsun."karşılığını verdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin Beyoğlu İlçe Teşkilatı'nın 3'ncü olağan kongresinde partililere hitap etti. Geçen hafta işadamı Aydın Doğan'a, Deniz Feneri davasının ardından başlayan söz düellosunda, "1 hafta süre" vererek "açıkladın açıkladın yoksa ben açıklayacağım" diyen Başbakan Erdoğan, kongre konuşmasının büyük bölümünü bu konuya ayırdı. Türkiye'nin AKP döneminde nereden nereye geldiği apaçık ortada iken bu gerçeği ısrarla örtmek isteyenler olduğunu belirten Başbakan, geçen hafta Bayrampaşa ilçe kongresinde işadamı Aydın Doğan medyasının yayınları ile ilgili bazı gerçekleri açıkladığını ve Doğan'a bazı sorular sorarak bir hafta süre verdiğini hatırlattı. "O gün geldi" diyen Başbakan Erdoğan, son 5 günde yazılıp çizilen Deniz Feneri davasıyla ilgili haberleri değerlendirdi.

ERTUĞRUL ÖZKÖK'E YANIT

Aydın Doğan medyasının "müflis tüccar" gibi eski defterleri karıştırmak suretiyle "AK Parti'ye nereden vururum" un peşinde olduğunu savunan Başbakan, Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün bugünkü köşe yazısına da isim vermeden yanıt verdi: Başbakan, "Birisi çıkıp akıl veriyor. Yeraltındaki deneyleri takip ediyor muyuz, etmiyor muyuz diye. Merak etmeyin en az sizin kadar takip ediyoruz. Siz de Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanını takip etmiş olsaydınız, milletvekili arkadaşlarımızla yaptığımız ilk konuşmada 'bu makamlar gelip geçicidir, hepimiz öleceğiz, şu toprağın altına koyacaklar ve yanımızda çok kişi de olmayacak' dediğimi bilirdiniz. Benim boyum, 1.85, 2- 2.5 metrelik çukur olur, daha kısa boylular da var. Biz gidici olduğumuzu biliyoruz. Sen kendi durumunu düşün. Çok geç kaldın, günaydın. Üstelik biz bunu Başbakan olunca hatırlatamadık, çok daha önceden hatırladık. Sen geç kalmışın. Yerin altındaki deneyleri mi bekleyeceksin. Geç de olsa uyandın, hayırlı olsun."diye konuştu.

"SAPLA SAMANI KARIŞTIRMAYIN"

Başbakan, Almanya'da görülen Deniz Feneri davasına partisinin ve kendi isminin karıştırılmasını da eleştirdi. Deniz Feneri davasında iddianamede hangi iddiaların doğru hangisinin yanlış olduğuna mahkemenin karar vereceğini belirten Başbakan, "kimse sapla samanı karıştırmasın" dedi. Erdoğan, davanın muhatabı olmadıklarını, hiçbir zaman yanlışın ya da yanlış yapanın yanında yer almayacaklarını kaydederek davayla ilgili Türkiye'yi ilgilendiren bir boyutun ortaya çıkması halinde idari yönden ne gerekiyorsa onu yapacaklarını söyledi. Erdoğan, "yardım paralarında usulsüzlük iddiası bizim için çok ciddi iddialar. Kanıtlanırsa hak ettikleri cezayı almalılar. Tavrımız açık. Ancak bu kararın verileceği yer mahkeme olmalı, gazete sayfaları değil" diye konuştu. Erdoğan, İçişleri Bakanlığı'nın Deniz Feneri derneğinin hesaplarını düzenli olarak denetlediğini belirterek "Bundan sonra da denetimler hassasiyetle devam edecek. Ancak gazeteler, medya patronları hem hakim hem savcı yerine geçtiğinde, mahkemeden rol çaldıklarına kişilik haklarına ciddi saldırı oluyor."dedi.

"PARTİMİ VE BENİ HEDEF GÖSTERDİLER"

Deniz Feneri davasıyla ilgili partisinin ve kendisinin saldırılara maruz kaldığını, bu sürede iki iftiraya uğradıklarını söyleyen Başbakan, Aydın Doğan grubunun gazete ve televizyonlarının isimlerini tek tek sayarak, "topyekün bir iftira kampanyası yürüttüler" dedi. Kendisinin ve partisinin Doğan Grubu'nun gazeteleri ve televizyonları tarafından hedef gösterildiğini savunan Başbakan Erdoğan, "Şimdi diyecekler ki hedef gösteriyorsun; sen beni ve partimi hedef gösterdin, yok öyle yağma, yerini bileceksin" dedi.

Aydın Doğan'a, bir hafta önce çağrı yaptığını ve "Ben senin derdini biliyorum, ama sen çık açıkla" dediğini hatırlatan Başbakan, "Ne oldu? Bu iftiraları ispatlayabildi mi? Hayır, her iki iftirasının da yalan olduğu ortaya çıktı" diye konuştu. Alman Mahkemesi'ne baskı yaptığı yönündeki iddiaların Alman savcısı tarafından yalanlandığını, yardım paralarının kendisine elden verildiğine yönelik iddiaların da yalanlandığını söyleyen Başbakan, "Türkiye'nin başbakanlık makamına, başbakanına böyle ağır bir iftira atılır mı? Buna kimsenin haddi de yoktur hakkı da." Dedi. Kendisine yardım paralarının elden verilmesinin asla söz konusu olmadığını dile getiren Erdoğan, "Başbakanlığın yardım hesabına giren paranın sahibini ne görürüm ne tanırım. Gelen her kuruş Kızılay aracılığıyla tsunami nedeniyle Açe'ye gönderildi. 21 milyon dolar civarında para teslim edildi, mağdurlara ulaştırıldı, okullar yaptırıldı, ibadethaneler yaptırıldı. Bunların kayıtları mevcuttur. Doğan'ın medyasında bu gerçeklerin yer aldığını gördünüz mü? Hayır, 5 gün bekledim düzeltirler diye. Ama düzeltmediler, yalan ve iftiralarına devam ettiler" diye konuştu.

"BENİM MAAŞLI SİLAHŞÖRLERİM YOK"

İktidara Aydın Doğan grubunun desteğiyle değil, halkın desteğiyle geldiklerini söyleyen Erdoğan, kendisi ve partisi hakkında Doğan Grubu'nda çıkan köşe yazılarını da eleştirdi. Erdoğan "maaşlı silahşörleri var onların, benim yok. Onlar da rahatsız olmuş" dedi. Aydın Doğan'ın, kendisi hakkındaki iddialara kendi televizyon kanalında çıkıp yanıt verdiğini belirten Başbakan, "dedik ya şıracı-bozacı meselesi. Tutuşturmuşlar eline soruları. Yanıt veriyor. Kendi adamları bile 'tatmin olmadık' diyor. Ancak bunu diyenler de sipariş yazılarını yazmaya devam ediyor. Yerin kulağı var her şeyi duyuyoruz. Şunu bilsinler yerin kulağı var, yeri geldikçe bir çok şeyler açıklanacak. Yalan ve iftira devam ediyor. Kendisi genç yaşta ve Kasımpaşa'dan başbakan olmamızı takdir etmiş. Sağolsun, çok ihtiyacımız vardı. Biz sadece cevap hakkımıza saygı istiyoruz." Dedi.

ULUSLAR ARASI BASIN ENSTİTÜSÜNE YANIT: SEN KİM OLUYORSUN

Başbakan Erdoğan konuşmasında, kendisine "ültimatomunu çek" diyen Uluslar arası Basın Enstitüsü'ne de yanıt verdi. Erdoğan şunları söyledi:

"Bugün de üyesi oldukları basın kuruluşu, ültimatom çekmiş bana. Kimsin de ültimatom çekiyorsun bana. Kendi oluşturmuş oldukları, benim ülkemde kimsenin kabul etmediği bir basın konseyi. Kibarlığımız sebebiyle buradaki toplantılarına katılmıştık ama baktık ki bir şirkete çalışıyor sonra gitmedik. Bana ültimatom çekiyormuş; başbakan medyaya olan ültimatomunu çeksin diye. Ben ne konuşuyorum ona bak, iyi izle. Siyaseti susturmak isteyenlere gereken cevabı veriyoruz sen de nasibini al. Yaptığımız iş bu."

"BİZİM MEZHEBİMİZ DE KARNIMIZ DA SİZİN Kİ KADAR GENİŞ DEĞİL"

Erdoğan, basın özgürlüğünün taraflı yayıncılıkla olamayacağını, 'iftiralar yalan olsa' bile kabullenemeyeceklerini ve sineye çekemeyeceklerini söyledi. Başbakan, "böyle gazetecilik olur mu? Kusura bakmayın bizim mezhebimiz, karnımız sizin ki kadar geniş değil, böyle bir iftirayı sineye çekemeyiz. Yolsuzluğun yalanı bile bize ağır gelir. Bulursanız yanlış bir iş, deliliyle belgesiyle ispatlayarak ortaya koyacaksınız. Biz de gereğini yaparız. 5 gün bekledim. Samimi olsaydınız cevap hakkına saygı gösterirdiniz. Gerçekler ortaya çıktığında iftiralarınızı düzeltirdiniz. Doğruları yazmak sizin asli göreviniz. Ancak tek taraflı iddialarla medya terörü estirmeye devam ettiniz. Kuru gürültüye pabuç bırakacak değiliz. Geçti o günler" diye konuştu.

GAZİANTEP BELEDİYE BAŞKANI'NA SAHİP ÇIKTI

Erdoğan konuşmasında Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı hakkındaki iddiaları da gündeme getirdi. Hakkındaki iddialara belediye başkanının yanıt verdiğini ancak tek satır basında yer almadığını belirten Erdoğan, "belediye başkanımıza yaptığınız haksızlığı kim telafi edecek?" sözleriyle Belediye Başkanı Asım Güzelbey'e sahip çıktı. Gaziantep'in belediye başkanı sayesinde 4.5 yılda modern bir kent görünümüne kavuştuğunu kaydeden Erdoğan, " insaf insaf, insan bunları görür de böyle bir iftira kampanyası başlatır mı?" dedi.

"AYDIN DOĞAN'DAN MAAŞ ALAN KALEMŞÖRLERE BİR ÇİFT SÖZÜM VAR"

Aydın Doğan Grubu'nun köşe yazarlarına da seslenen Erdoğan şunları söyledi:

"Aydın Doğan'dan maaş alan kalemşörlere bir çift sözüm var; tarafsız ve bağımsız olmak demek, patronunuzun çıkarlarından da bağımsız olmak demek. Siz bağımsız olsaydınız patronunuz hakkında yayınlanan kağıt kaçakçılığı olayını da sorgulamanız gerekmez mi? Yoksa bu iddialar haber değeri taşımıyor mu? Hilton oteline imar talebide mi haber değeri taşımıyor. Bu talebe başbakan müsaade etmediği için yaygaralar başladı. Bana mahkemeye verseydin diyorlar, müsaade etmedim ki mahkemeye vereyim. Belediye başkanımı da aradım, böyle bir yanlışa düşme dedim. Zaten kendisi de gerekli cevabı aldı."

"ALLAHTAN BAĞIMSIZ GAZETE VE TELEVİZYONLAR VAR"

Erdoğan, Türkiye'de Doğan grubunun sindiremediği bağımsız gazete ve televizyonlar olduğunu belirterek "Allahtan bunlar var, millet gerçekleri öğreniyor. Sindiremedikleri gruplara da yandaş medya diyorlar. Allahtan özgür medya var da şıracı-bozacı tezgahı bozuluyor" dedi.

Başbakan kongrede yaptığı konuşmada, RTÜK Başkanı Zahid Akman ile ilgili iddiaları da değerlendirdi. Aydın Doğan Grubu'nun çıkarlarının çeliştiği kişi ve kurumlar aleyhine, doğruluğu kanıtlanmayan haberler yapmakla suçlayan Erdoğan, cevap hakkına saygı gösterilmesi halinde yazılanlara inanacaklarını söyledi.

"BAYKAL'LA ARANIZDAKİ GİZLİ İTTİFAKI AÇIKLA"

Meclis'te bütçe görüşmeleri sırasında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın eşine ve kendisine ait mal varlığıyla ilgili iddialarda bulunduğunu hatırlatan Başbakan Erdoğan, Aydın Doğan grubunun neden Baykal'ın mal varlığının peşine düşmediğini sordu. Erdoğan, "Baykal da tabela şirketleri kurduğunuz iddiasının peşine düşsün. Birbirinizin avukatlığını yapmayın. Şıracı bozacı gibi şahitlik yapmayın. Aranızda nasıl gizli bir ittifak var onu açıklayın" dedi.

"BEDELİNİ ÖDEMEYE HAZIRIZ"

Aydın Doğan'a "haksız taleplerini karşılasaydım, bugün bunları konuşuyor olur muyduk?" diye seslenen Başbakan şunları söyledi:

"Dost olurduk o zaman. Ancak haksız taleplerine bundan sonra da olumlu cevap alamayacaksın Sayın Aydın Doğan. Hesabını ona göre yap. Bedelini biz ödemeye hazırız. Kimden gelirse gelsin her türlü medya terörü ile hukuk içinde sonuna kadar mücadele edeceğiz. Medya diktatörlüğüne teslim olmayacağız."

"ŞAPKALARI KARIŞTIRMA, İMTİYAZ İSTEME"

Başbakan Erdoğan konuşmasında şahsına gönderilen mektupları açıklamanın adeti olmadığını belirterek, Aydın Doğan'ın kendisine gönderdiği ve "iş adamı ve yayıncı olmak üzere iki şapkam var" dediği mektubunu açıkladı. Başbakan şunları söyledi:

"Adetim olmasa da beş gündür Aydın Doğan'dan bekledim kendisi çıkıp açıklamadığı için ben söylemek durumundayım. Mektuplarında işadamı ve yayıncı kimliği olmak üzere iki ayrı şapkası olduğunu yazıyor. İşadamı şapkası ile Başbakan olarak benden talep ve beklentilerini iletiyor. Ama öyle anlaşılıyor ki; aksini söylese de bu şapkaları birbirine karıştırıyor. Eğer kabul ederse bu da benim gönderdiği mektuplara milletimizin huzurunda benim gönderdiğim cevap olsun. Sayın Aydın Doğan, medyada çok sesliliği, demokrasimizin derinleşmesi bakımından hayati derecede önemli bulduğumu sizlerin de bilmesi lazım. Grubunuzun örneklerini verdiği yayıncılıkta işadamı ve yayıncı şapkalarınızı olduğu gibi karıştırmamanız kaydıyla bu çok seslilik içerisinde yerini almaktadır. Ancak medya grubunuzun muhalefete yakınlığının ifade edilmesinden neden rahatsızlık duyduğunuzu anlamakta güçlük çekiyorum. Aynı şekilde siyasetçilerin eleştiri ve muhalefete açık olması gerektiğini her fırsatta söyleyenlerin kendilerine yönelik eleştiri ve cevap hakkı söz konusu olduğunda neden tahammülsüzlük gösterdiklerini hayretle karşılıyorum. Demokrasilerde çok sesliliği tek yönlü buyurganlık ya da dokunulmazlık hakkı olarak gördüğünüzü görüyorum. Bunun vahim bir yanılgı olduğu açıktır. Demokrasilerde konuşma, eleştirme ve cevap verme hakkının siyasetçilere de tanındığını bilmenizi isterim. Size tavsiyem demokratik tavırla medyanın eleştirmek kadar eleştirilmesini de doğal karşılamanızdır. Bundan sonraki süreçte yayıncı kimliğiniz kullanarak işadamı şapkanızla yürüttüğünüz diğer işlerinizde imtiyaz talep etmeyeceğiniz umuyorum. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da bütün vatandaşlarımız gibi eşit muamele göreceğinizden şüphe duymamanızı özellikle vurgulamak istiyorum. Mektuplarınızda belirttiğiniz yayıncı ve işadamı şapkalarınızı karıştırmama, bağımsız ve yansız yayıncılık yapma, medya grubunuzda çok sesliliği koruma şeklindeki sözlerinizi bundan sonrası için tarihe karşı taahhütleriniz olarak değerlendiriyorum. Mektuplarınızda yer alan diğer hususların keyfiyeti gerek tarihin kayıtlarından, gerekse milletimizin hafızasında tahkik edilebileceğini ayrıca değinmek istemiyorum. Cevap olarak şimdilik bununla yetiniyor bu bahsi burada kapatıyorum."

Doğan'dan hodri meydan!

Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın Beyoğlu İlçe Kongresi'nde Aydın Doğan ve Doğan Grubu'yla ilgili sözleri üzerine Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Doğan şu açıklamayı yaptı:

"Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın Doğan Grubu'na karşı artık mutat bir uygulama haline getirdiği ve her hafta partisinin bir kongresinde tekrar ettiği mesnetsiz suçlamalar, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı sıfatına yakışmamaktadır. Demokratik bir ülkenin başbakanının, parti mitinglerinden bir medya grubunu hedef göstererek sindirmeye çalışması, kabul edilebilir bir tutum değildir. Tarih, bu tutumun vahim sonuçlarını gösteren pek çok örnekle doludur.

Sayın Başbakan, bugünkü parti kongresinde grubumuzu kağıt kaçakçılığıyla suçlamıştır. Sermaye Piyasası Kurulu'nun 7 yıldır sürdürdüğü incelemede kaçakçılık iddiası yoktur. Kaçakçılık iddiası, bizzat Başbakan ve partideki yardımcısı tarafından uydurulmuştur. Bu iddiayı atanlar özür dilemelidirler. Aksi takdirde müfteri konumuna düşeceklerdir.

Kağıdın pahalı alındığı iftirası ise 2001 yılında Uzan Grubu tarafından ortaya atılmıştır. Doğan Grubu, buna karşı açtığı davayı kazanmış, bunun iftira olduğu mahkeme kararıyla kesinleşmiştir. Bir kez daha tekrarlıyoruz: Türkiye'de gazete kağıdını en ucuz maliyetle temin eden medya kuruluşu Doğan Grubu'dur. Bunu bütün belgeleriyle kamuoyu önünde herkese ispat etmeye hazırız.

Sayın Başbakan, bugünkü konuşmasında CHP lideri Sayın Deniz Baykal ve eşinin malvarlığı ile ilgili iddialara Doğan Yayın Grubu'nun yer vermediğini de öne sürmüştür. Gerçekler bunun tam tersidir. Örnek vermek gerekirse, bu iddialara ilişkin haber ve köşe yazıları Milliyet gazetesinin 3 ve 4 Şubat 2006 tarihli nüshalarında geniş bir şekilde yayımlanmıştır.

Sayın Başbakan, Gaziantep Belediye Başkanı Asım Güzelbey'in , hakkındaki yolsuzluk suçlamalarına verdiği yanıtlara Doğan Grubu gazetelerinde yer verilmediğini de ileri sürmüştür. Bu iddia da temelsizdir. Belediye Başkanı'nın savunması Milliyet, Posta, Radikal gazetelerinde ve Hürriyet gazetesinin başyazısında ve internet sitesinde yayımlanmıştır.

Bunlar yetmediği gibi, daha dün telefonda görüştüğüm Sayın Belediye Başkanı'na konunun tam olarak aydınlatılması için özel bir araştırma ekibini görevlendirdiğimi bildirdim. Keza, Başkanı kuvvetli bir şekilde savunan köşe yazıları da grubumuzun gazetelerinde çıkmıştır. Sayın Başbakan ne kadar inkar ederse etsin, bu durum grubumuzdaki çok sesliliğin ve fikir özgürlüğünün açık bir kanıtıdır.

Sayın Başbakan, grubumuza karşı saldırılarını Almanya'da görülen Deniz Feneri Derneği'ndeki yolsuzluk iddialarına ilişkin dava haberlerinin gazetelerimizde yayımlanması üzerine başlatmıştı.

Geçen hafta partisinin Güngören ve Bayrampaşa ilçe kongrelerinde yaptığı konuşmalarda, bu davayla ilgili hiçbir beyanda bulunmayan Başbakan'ın, bugün nihayet kendisini konuya girmek zorunda hissetmesi, bu saldırının gerekçesini haksız kılmıştır. Sayın Başbakan'ın sorumluların suçlarının kanıtlanması halinde en ağır şekilde cezalandırılmalarını istemesi ve konuyu takip edeceğini söylemesi memnuniyet vericidir. Bu sözleri saldırıya geçmeden önce söylemesini çok arzu ederdim. Kendisinin bu sevindirici adımı atması özgür ve bağımsız medyanın çok olumlu bir katkısı olarak görülmelidir.

Bugünkü konuşmasında, Sayın Başbakan, benim kendisine gönderdiğim bir mektuptan bazı alıntılar da yapmıştır. Bu mektuplardan dolayı benim alnım açıktır. Kendisi, istediği zaman bu mektupların tümünü kamuoyuna açıklayabilir. Ben de Başbakan'ın bugün değindiği 19 Şubat 2008 tarihli mektubumdan kısa bir paragrafı kamuoyuna sunuyorum:

“Sayın Başbakan, sizden şimdiye kadar hiçbir özel talebim ve beklentim olmamıştır. Hiç kuşkusuz , hem bir işadamı, hem de bir yayıncı olarak yasal haklarımı aramak durumundayım. Herhangi bir ayrımcılığa tabi olmadan gerek bürokrasi , gerek hükümet nezdinde yasal işlerim için izin talebinde bulunmak Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının bana verdiği bir haktır.

Sizin de bu gibi normal işlemleri bir lütuf ya da bir cezalandırma aracı olarak görmemeniz dileğimizdir. Bu, hem hukuk devletinin hem de hükümetin bütün girişimcilere eşit mesafede davranmak durumunda olduğu serbest pazar ekonomisinin bir gereğidir.

Mağdur olduğunu söylediğiniz kesimlerin hak ve özgürlüklerini korumaya çalıştığınız kadar , benim de hakkımı , hukukumu korumak ve güvenliğimi sağlamak durumundasınız. Bu, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak sizin görevinizdir.”

Sayın Başbakan'ın bugünkü konuşmasında “mezhebi geniş, karnı geniş” gibi yakışıksız ifadelere başvurmuş olmasını esefle karşılıyorum. Bu seviyedeki bir üsluba cevap vermek yerine, takdiri yüksek ahlaki hassasiyeti herkesçe malum olan Türk halkına bırakıyorum.

Sayın Başbakan, konuşmasında kendisini eleştiren saygın uluslararası basın örgütlerine de hakaret etmiştir. Türkiye , bu üsluba son olarak 12 Eylül askeri yönetimi döneminde tanık olmuştu. Bu vahim benzerliği kendisine hatırlatıyorum.

Devletin ve hükümetin tüm gücüne ve imkanlarına sahip olan ve dokunulmazlık zırhı ile korunan Sayın Başbakan'ın, tek güvencesi yasalar ve adalet olan bir kişi ve grubu bu şekilde hedef almasının, imha planları yapmasının, suç kanıtı olduğunu iddia ettiği bilgi ve belgeleri elinde tuttuğunu ifade ederek ağır baskılara başvurmasının demokratik hukuk devletinde yeri yoktur. Bu tarz bir siyaset anlayışı Cumhuriyet Türkiyesi'nin hukuk ve demokrasi alanındaki kazanımlarına ters düşmektedir. Sayın Başbakan'ın başvurduğu ölçüsüz güç gösterileri, kişileri ve kurumları mağdur ederken, ne yazık ki demokrasimizi ve devletin temelini de tahrip etmektedir.

Her hafta sonu bir parti toplantısında şahsımı ve grubumu hedef alan tek taraflı konuşmalar yapan Sayın Başbakan' a şu hususu belirtmek istiyorum: Ben, sizin siyasi muhatabınız değilim. İşim de siyaset değil. Benimle ne meseleniz varsa, bir televizyon kanalında sizinle canlı yayında tartışmaya hazırım.

Bugünkü konuşmanızda sizi destekleyen medyadaki eleştiriler seslere de tahammülsüz olduğunuzu gösterip, onlara da gözdağı verdiniz. Ben, kendi grubumda görüşleriyle mutabık olmadığım pek çok yazarla grubumuzun yayın ilkeleri çerçevesinde beraber çalışmaya devam ediyorum. Sizin de kendi medyanızdaki yazarlardan başlayarak bütün medyadaki yazarlara aynı hoşgörüyü göstermenizi dilerim.

Sayın Başbakan'ın bu saldırıları yayın grubumuzu yıldırmayacaktır. Grubumuz, Deniz Feneri dahil tüm yolsuzluk olaylarının üzerine gitme kararlılığından vazgeçmeyecektir.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Avrupa Birliği'ne tam üyelik iddiasındaki Türkiye'de Sayın Başbakan'ın yolunu aydınlatacak olan isli fener ışıkları değil, hukukun üstünlüğüne dayalı demokrasi ışığıdır.

Sayın Başbakan'ın konuşmasının sonunda bize “bütün vatandaşlarımız gibi eşit muamele göreceğimizden şüphe duymamamızı özellikle vurgulamak istiyorum” mesajını vermiştir. Ben de kendisine aynen şunu söylüyorum: Başbakan'dan ve bürokrasisinden kanuni hakları dışında bir şey isteyen namerttir. Sayın Başbakan'ın aynı eşitlik hassasiyetini kendine yakın medyanın sahiplerine de göstereceğinden emin olmak istiyoruz. Mesele budur."

Profesyonel haber
yukarı çık