×

Uyarı

JUser: :_load: 43 kimlikli kullanıcı yüklenemiyor.
Menu
A+ A A-

Deprecated: Non-static method JApplicationSite::getMenu() should not be called statically, assuming $this from incompatible context in /home/u7326634/okubakim.com/templates/gk_news/lib/framework/helper.layout.php on line 181

Deprecated: Non-static method JApplicationCms::getMenu() should not be called statically, assuming $this from incompatible context in /home/u7326634/okubakim.com/libraries/cms/application/site.php on line 272

Geleceğin kadını nasıl olacak?

  • Kategori Bilim
kadin.jpgABD'li evrim biyoloğu,geleceğin kadınını tarif etti..

ABD’deki Yale Üniversitesi’nin araştırmasına göre kadınlar gelecekte giderek kısalacak ve şişmanlayacak. Ancak aynı zamanda bir o kadar da sağlıklı hale gelecekler. Geleceğin kadınları daha düşük kolesterollü olacak, kalp sağlıkları güçlenecek, şimdikine kıyasla menopoz dönemine daha geç girecekler.

Araştırmacılara göre, elde edilen veriler, insan evriminin hâlâ devam ettiğini gösteriyor. Evrim biyoloğu Prof. Stephen Stearns’ün yürüttüğü araştırmada ABD, Massachusetts’teki Framingham bölgesinde 1948’den beri kayda alınan 14 bin kişinin kalp sağlığı verileri kullanıldı.

Zayıf ve uzunlar annelikte geri

Araştırma ekibi bu kayıtlar arasından menopoz dönemini geride bırakmış, orta yaşın üstündeki 2 bin 238 kadının sağlık verilerini karşılaştırdı.
Çalışma sonuçları, kısa boylu ve kilolu kadınların daha zayıf ve uzun olanlara göre daha çok çocuk sahibi olabildiklerini ortaya koydu. İlk çocuğunu daha genç dünyaya getirenler ve daha geç menopoza girenlerin de daha çok çocuk sahibi olduğu saptandı. Aynı şekilde tansiyonu ve kolesterolü ortalamadan düşük olan, ilk çocuğunu daha erken yaşlarda doğuran ve menopoza geç giren kadınların ortalama çocuk sayısı daha yüksek çıktı.
Araştırmada bu özelliklerin doğurganlıkla doğrudan ilişkisi saptanamasa da Prof. Stearns bunun genetik bir nitelik olduğunu belirtiyor. En önemli ayrıntıysa bu özellikleri taşıyan kadınların kalıtımsal özelliklerini kızlarına geçiriyor oluşları. Bu niteliklerin anneden çocuklarına geçmesinin 10 nesil daha devam etmesi halinde 2409’da yaşayacak bir kadının, bugünün ortalamasından iki santimetre daha kısa ve bir kilogram daha ağır olması öngörülüyor.

İlk çocuk beş ay önce

Aynı şekilde geleceğin kadınları ilk çocuklarına bugüne kıyasla beş ay daha erken sahip olacak ve menopoz dönemine de 10 ay daha geç girecek. Yale Üniversitesi araştırması, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlandı. (The Daily Mail, The Telegraph)
Devamını oku...

Erkek meme ucu evrim artığı!

erkekmeme.jpgEvrim süreci halen devam eden insanlık, ilk ortaya çıktığından bu yana birçok özellik kazandı ve kaybetti. Bir de günümüzde 'gereksiz' olanlar var...
Sıradan bir gözlemci uçamayan kuşlarda kanatın, kör balıklarda gözlerin ve kendi kendine üreyebilen bitkilerde cinsel organın ne işe yaradığına herhangi bir anlam veremeyebilir. Şu anda varlıkları ve işlevleri anlamsız gibi gözükse de günümüzde işlevi olmayan birçok organ,verdikleri ipuçlarıyla canlıların evrimini anlamada insanlığın yolunu aydınlatıyor.

İşlevini yitirmiş ama halen canlıların vücutlarında bulunan organlar ilk olarak Charles Darwin’in ilgisini çekmişti. Darwin, 'Türlerin Kökeni' kitabında ‘gereksiz organları’ evrimin kesin bir kanıtı olarak göstermiş ve filogenetik ağacı (türlerin akrabalıklarını gösteren köken ağacı) şekilendirirken bu organlardan oldukça faydanlanmıştı.

İnsanoğlu da doğadaki birçok canlı türü gibi halen evrimini tamamlamadı ve süreç devam ediyor. Peki, insanoğlu kendini anlamaya çalışırken geçmişimize ışık tutacak 'evrim artıkları' neler?


Kuyruk sokumu
Canlıların ortak atadan geldiğinin en büyük delillerinden biri olan kuyruk sokumu, memelilerin çocuğunda bulunan kuyruğun körelmesi sonucu oluşan bir kemik. Aslında, tüm insan embriyolarında 4 veya 5 omurdan oluşan kuyruk oluşumu mevcut, ancak doğumdan önce bu yapının kaybolduğu biliniyor. Son yıllarda yapılan bir çok çalışmada, embriyoda meydana gelen birçok mutasyon sonucu kuyrukla doğan bebek vakası gözlendi.

20 yaş dişi
Atalarımızın bize mirası olan 20 yaş dişi, öğünlerinin tamamı sert kabuklu bitki olan atalarımız için kritik bir öneme sahipti. Şu anda bazı insanlarda ağrılı ve sızılı şekilde gelişen 20 yaş dişine artık ihtiyacımız yok ve ‘gereksiz’ olarak değerledirilen oluşumlardan bir tanesi.

Apandist
Otçul atalarımızın başka bir mirası olan apandisit, bitkilerin bolca içerdiği selülozun sindirilmesine yarıyordu. Günümüzde apandisitin ameliyatla alınmasının vücuda hiçbir zararı bulunmadığı biliniyor. Ancak hala bazı bilimadamları vücudu hastalıklara karşı koruyan immün sistemde kritik rol oynadığını iddia ediyor.

Vitamin C sentezi
İnsanlarda C vitamin eksikliği iskorbit hastalığına, bunun sonucunda da ölüme yol açıyor. Evrim bu durum için önlemini aldı ve C vitamini sentezleme için gerekli genleri atalarımıza sağladı. Günümüz insanı ise C vitamini sentezleyemiyor fakat 1994 yılında yapılan araştırmaya göre genetik yapımızda bu vitamini üretecek gen bulunuyor. C vitaminin üretememimizin nedeni ise artık bu genin ‘pasif’ durumda bulunması.

Erkek meme uçları
‘Gereksiz’ olarak nitelendirilen en dikkat çekici vücut bölümü erkeklerin sahip olduğu meme uçları olarak görülse de, bu önem derecesi o kadar da doğru sayılmaz. Anne karnındayken vücudun bu kısmı cinsiyetten daha önce gelişiyor. Bu nedenle bu kısmın kaybolması gibi bir durum geçerli değil. Cinsiyet farkını, yani göğüslerin süt verecek şekilde gelişmesini sağlayan ise sadece hormonlar.

Tüyler
‘Tüylerin ürpermesi’ korku ve heyecan durumunda oluşan kimyasal reaksiyonların derideki kasları uyarması ve bunun sonucunda tüylerin hareket etmesidir. Aslında şu an insanların tüylere ihtiyacı pek yok, çünkü üşümemizi engellemek daha gelişmiş yollar kullanabiliyoruz. Bazı bilimadamları, tüylerin duyguları dışarı vurma konusunda da işlev gördüğü kanısında.

Jacobson organı
Birçok memeli hayvanın çiftleşecek eşini ararken kullandığı bir organ olan ve doğru eşi bulmaya yarayan Jacobson organı, insanlarda işlevini yitirmiş durumda. Fakat bilimadamları, ‘altıncı his’ denilen olgunun bu organdan kaynaklanıp kaynaklamadığını araştırıyor. İşlevsiz gibi görünen bu organın aslında bazı durumlarda çeşitli kimyasallar salgıladığı söyleniyor.
Devamını oku...

400 milyon yıl önce sudan çıkmış

evrim-teorisi.jpgPolonya'da keşfedilen izlerden yola çıkan bilimciler, karaya çıkan deniz yaşamının evrim tarihini daha öne çekti.

Bilim insanları, Polonya'da keşfettikleri izin ışığında, ayakları bulunan ilk omurgalı organizmaların (tetrapod) bundan 397 milyon yıl önce ortaya çıktığını belirleyerek, karaya çıkan deniz yaşamının evrim tarihini daha öne çekti.



Prestijli bilim dergisi Nature'de  yayımlanan, Varşova Üniversitesinden Grzegorz Niedzwiedzki, İsveç'in Uppsala Üniversitesinden Per Ahlberg ve meslektaşlarının araştırmasına göre, orta Devon dönemine (397-385 milyon yıl öncesi) tarihlenen deniz katmanlarında bulunan izler, şimdiye dek keşfedilen en eski tetrapodlardan 18 milyon yıl öncesine ait bulunuyor.

Araştırmacılar, bu ilk tetrapodların, kafaları tetrapodlara benzeyen, ancak göğüs ve leğen kemiğinde iki çift yüzgeçli bir tür balık olan en eski "elpistostegalyen" fosillerinden de en az 10 milyon yıl daha eski eski olduğunu belirtti.

Araştırmayla ilgili Nature dergisinde yorum yazan Paris'teki Tabiat Tarihi Müzesinden paleontolog Philippe Janvier, dinozorlardan kuşlara geçiş gibi, son derece ince küçük morofolojik değişikliklerle elpistostegalyenlerden tetrapodlara bir geçişin söz konusu olduğunu kaydetti.

Bu keşfin ışığında, bu iki omurgalı türün bir ortak türden geldiğini belirten Janvier, söz konusu olanın bu ortak türün neye benzediği sorusu olduğunu ifade etti.

Janvier, "Ona ne benziyor, ne de benzemiyor gibi. Daha eski bir balık ailesi olan osteolepidlere benzediğini tahmin ediyorum" dedi.

Araştırmacılar makalelerinde, ayrıca şimdiye dek geçerli olan teorinin tersine, ilk tetrapodların tatlı sulu göller ve deltalarda değil, sığ denizlerdeki deniz çamurunun içinde veya mercan resiflerindeki lagünlerde yaşadığını belirtti.

Devon devrindeki su ortamının tetrapodlara büyük olasılıkla kolay beslenme ortamı yaratmadığının altını çizen araştırmacılar, tetrapodların karada maceraya atılma yetisini elde etmeden önce avlarını derin sularda aramış olabileceğini, ancak bu hipotezin de bu türün morfolojik ve diş yapısı gelişimiyle uyumlu olmadığını kaydetti.

ntvmsnbc

Devamını oku...